Yorumsuz Bir Lovemark Hikayesi


Bazen arkadaşlarımdan yoğun bir eleştiri alırım: - Neden Starbucks tutkunusun? Bunu izah etmek bile bana o kadar keyif veriyor ki!
Güzel bir pazar günü Beşiktaş'ta Starbucks'a girdim. Üzerimde TL yoktu. Kasaya hesabı vermeye yeltenince cebimde döviz olduğunu fark ettim. Ne yapmalıydım, o an bilemedim. Ardından durumu izah ettim.
Yüzüm kızarmıştı açıkçası...
Olayı başından beri izleyen kasiyer arkadaş latteniz hazır, ikramımız olsun dedi. Bu sefer iyice şaşırmıştım.
Yorum yapılacak çok bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sizce de Starbucks gönlümü fethetmiş olamaz mı?
Duygulara hitap edebilen markaları kutluyorum.
Teşekkürler Starbucks


Aynı olay benim de başıma geldi. Dolayısıyla bu yazıdaki tüm duyguları paylaşıyorum. Hatta bir defasında laptopumu alıp Starbucks’t oturmuş işe gömülmüştüm. Aradan o kadar çok zaman geçti ki Barista arkadaşımız siapriş vermeyi unuttuğumu farketmiş ve her zaman aldığım kahvemi kibarca getirip masama servis yaptı; “buyurun Bülent bey bu sabahki kahveniz bizden” işte bittiğim andır. Ben ne böyle bir bekşenti içindeydim ne de cüzdanımı veya paramı unutmuştum. Sadece o verimli anımı süslemek adına bir kahve ikram etmişti Starbucks. Bu marka benim lovemark’ım olmasın da kim olsun?
Buradan çıkardığım en önemli derslerden biri de şu sanırım; Starbucks öyle zannediyorum ki yatırımın büyük bölümünü personel eğitimine yapıyor yoksa her yerde bu anlayışı bulmak imkansız olurdu.